|
Türkiyede iktisadi buhran varsa; nedeni çalışanların neden olduğu sorunlar ve verdikleri zararlardır. Yani ekonomik kriz dedikleri şeye, çalışanların yanlış ve kötü yaptığı şeyler neden olmaktadır.
Teorik olarak çalışanlar; bir ürün yada hizmeti meydana getirmek için emek vermekte; ve bu emeklerinin karşılığı olarakta ücret almaktadır. Peki ya ortada emek yoksa? Normal şartlarda bu denklemin bozulması lazım. Ama bozulmuyor çalışanlar, çalışmasada ücret alıyor. Ortada üretilen bir şey yok isede işe yaramayan çalışanlar yine ücret alıyor. Bunun adı haksız kaynak tüketimidir. Sonuçta kaynaklarda azalıp, tükenme noktasına gelince, böyle kriz oluyor, kıyamet kopuyor, sonrada herkes suçlu arıyor. Cezalandıracak birilerini denk getirmeye çalışıyor. Ama kimse bunu demeye cesaret edemiyor… Kim işini düzgün yaptıki?? Diye…
Bu sıkıntıların olmaması için bir tek çalışmak gerçekten yeterdi, ama doğru düzgün çalışmak… Bunu kim yaptı ki?? Çalışanlarda iş ahlakı yok; Kimse işini doğru düzgün yapmıyor, herkes işten kaytarma, emek vermeden gayretsiz para kazanma peşinde, hatta bunun ötesinde hiçbirşey yapmadan sefa sürmek istiyorlar. Çalıştığı işyerine faydası olmamış, vazifesini layıkıyla yerine getirmemiş, aldığı maaşı hak etmemiş, çalıştığı iş yerine zarar ettirmiş, haram, helal umrunda değil. Onlar bir tek parasını alsın. Başka hiçbirşey umurlarında değil. Çalışanlarda işine ve işyerine karşı nankörlük hat safhada; Hayatını geçindirmesini için gereken kaynakları çalıştığı işyeri sağlıyor. Ama bunu düşünen kim? Bir kişinin istihdam edilmesi ne kadar bir yatırıma mal olmuş, Bir işyeri kaç kişiye ekmek kapısı oluyor, kaç kişiye fayda sağlıyor. Onun kıymet vermediği işine sahip olabilmek için, muhtaç durumdaki insanlar nelerini verir? Çalışanlar neye sahip olduklarının ne farkında, nede değer veriyorlar. Çalışanlarda vicdan yok. Haysiyet bile yok. İşyerinde tam çalışmasada, işinin hakkını vermesede, işten kaytarsada, işyerinin imkanlarını şahsı için kullansada, kaynaklarını kendi için sömürsede, bundan en ufak bir utanma, onu bırakın rahatsızlık bile duymuyorlar. İşyeri batsın, mahvolsun çalışanların umurunda değil. Öyle vurdumduymaz ve zalimler.
Çalışanlar doğru ve dürüst değil; Çalışanlar için, istediklerini elde etmek yolunda, yalana, aldatmaya, sahtekarlığa başvurmak tamamen meşru olmuş. Hepsinin bir yamuğu var. Kimse güven vermiyor. Hırsız çok. Emek vermek ve gayret etmek yok. Beleşçilik var. Emek vermeden almak bir ilke olarak benimsenmiş. Fırsatını buldukları anda direk olarak çalışmayı kesiyor ve stand by konumuna geçiyorlar. Ama bu esnada maaşları ve ücretleri taksimetre gibi işliyor tabi… Ama o durursa yanlışlıkla kıyameti koparırılar.
Çalışanlar son derece bencil; Kendileri üç kuruş fazla almak için işyerini dünya kadar zarara sokarlar, hiçde umursamazlar. İşyerinden ne giderse gitsin, ama kendilerinden hiç bir şey gitmesin.
Çalışmayı sevmiyorlar; Protesto etmeyi, işi savsaklamayı, isyan çıkarmayı, marifet sayıyor ve bunlara yöneliyorlar. Hatta bu tür şeyleri bir eğlence olarak görüyorlar, çok hoşlarına gidiyor.
“Her türlü fenalığa mental ve eylemsel olarak dünden hazırlar. Ama çalışmaya her zaman motivasyonları eksik…”
|